İstanbul’da gezmeye devam. Bu gün Fener-Balat ‘tayız. On
sene evvel bir fotoğraf kulübü ile gezdiğim semte tekrar gittim Yarımada Gezi Rehberi’nin eşliğinde geziyorum. Eminönü-
Kapalıçarşı gezimizde de ondan faydalanmıştık. Kitapta. Fotoğraf kulübü ile
değil kardeşimle. Bu sene İstanbul’u,
Ayşegül Kaya’nın İstanbul Bitmeden Tarihi tarihi
yarımada için rota verilmiş. Bizim bu gün ondört gezdiğimiz onbirinci rota.
Fener’den başlayıp Balat’a doğru yürüdük. Binaların çoğu
eski kalıntıların üzerine yapılmış, hatta bazılarının altlarında sarnıçlar,
kuyular, dehlizler hala duruyormuş. Fener daha çok Rumların, Balat ise daha çok Yahudilerin yaşadığı semtmiş.Sahilden bakınca kırmızı rengi ve legoya benzer yapısı ile dikkat çeken, herkesin patrikhane sandığı yapı Fener Rum Erkek Lisesi. Patrikhane sahile daha yakın küçük, ahşap bir yapı. Lise; Patrikhanede çalışacak eğitimli elemanlar yetiştirmek
için kurulmuş. Osmanlı sarayının, divan tercümanlarının, Eflak-Boğdan
beylerinin, yazar ve şairlerin yetiştiği bir okul olmuş.
.jpg)
Semtin en hareketli yeri; Fener ve Balat’ı boydan boya geçen
Vodina Caddesi. Caddede şirin ve şık dükkanlar açılmış.
.jpg)
Caddeden Merdivenli Mektep Sokağı’na girince ‘’Fener Beyi’’
Dimitri Kantemir’in evi/müzesi
görülebilir. Dimitri Kantemir 15 yaşında Boğdan’dan rehine olarak İstanbul’a
gelmiş bir bey oğlu. Fener Rum Erkek Lisesi ve Leipzig Üniversitesi’nde öğrenim
görmüş; felsefe, dil, matematik, tıp eğitimi almış. Saray müziğine merak sarıp
kendi geliştirdiği nota sistemiyle besteler yapmış. Tarih ve müzik konusunda
çok sayıda eser vermiş. ‘’Osmanlı
İmparatorluğu’nun Yükseliş ve Çöküş Tarihi’’ isimli kitabı gibi.
Bestelerinden günümüze ulaşan bazıları da Yapı Kredi Yayınlarından Yalçın
Tura’nın çalışmasıyla ‘‘Prensin Müzik Kitabı’’ismiyle yayınlanmış.
Kanlı Kilise adıyla da bilinen Moğol Kilisesi/Muhliotissa
Kilisesi, Bizanstan bu yana hiç
değişikliğe uğramaması ve aralıksız ibadete açık olması nedeniyle önemli.
Kilisenin planı Heybeliada’daki kilise gibi yonca yaprağı şeklinde.
+(338x450).jpg)
Vodina caddesinde Balat’ın
ünlü tarihi taş fırınından simit alıp ilerledik. Fatih Sultan Mehmet
tarafından yaptırılan Tahta Minare Camisi’ni ve hamamını gördükten sonra Hızır
Çavuş sokağına girdik. Sokağın solundaki bakımsız, tuğla yapı Aşkenaz
Yahudileri tarafından yaptırılan Sinagog ve
Yahudi Mahkemesi binasıymış. Sokaktan Vodina caddesine inip Lavanta sokağa
doğru yürüdüğümüzde gördüğümüz sinagog ise Sefarad Yahudileri tarafından
yaptırılmış. Vodina Caddesi üzerindeki Ahrida Sinagogu 1400 lü yıllarda
Makedonyadan göçen Yahudilerce yaptırılmış. Gemi şeklinde olan dua okuma
kürsüsünün,
Sefaradları
Osmanlıya getiren kadırgaları simgelediği
düşünülüyormuş. Surp Hraşdegabed
Ermeni
Kilisesi ; melekler
kilisesi, şifa kilisesi, mucizeler kilisesi olarak biliniyormuş. Yılda bir kez
yapılan ayinde hastaların şifa bulduğuna inanılıyormuş. Mimar Sinan tarafından
yapılan Ferruh Kethüda Camisi
ile
gezimizi bitirdik. Sahilde kalan demir kilise olarak bilinen Stefan Bulgar
Kilisesi, Kadın Eserleri Kütüphanesi gibi ilk gezimde gördüğüm bazı yerleri
kitaptan okuyarak hatırladık. Zaten bir çoğu kapalı ya da gezilemiyor. O nedenle kilise, cami, sinagog fotoğrafı koymadım.
.jpg)
İlk gidişimde kapı
önünde oturup günlük işlerini yapan, sohbet eden kadınlar, çocuklar çoktu. Bu
kez ise dizi çekimi yapan ekipler ve etraflarındaki kalabalık ile kahvelerde
oturan erkekleri gördüm. Karşı apartmana bağlanan çamaşır ipine asılan
çamaşırlar nereye gitmiş diye baktığımdaysa; bazı binaların sahiplerinin
değişerek yenilendiği ya da restore edildiğini, çamaşırların da artık
balkonlara asıldığını gördüm. Yeni açılan güzel kafelerden bir ikisinde kahve içtik tabii. Burada kahvenin yanında fındık ve lokum getiriyorlar. İncirli kek extra.